Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

KARNE HEDİYESİ (BİR ERGENLİK HİKAYESİDİR )
KARNE HEDİYESİ ( BİR ERGENLİK HİKAYESİDİR)

Benim ile birlikte bundan yirmi altı , yirmi yedi yıl önceye yolculuk etmeye hazır mısınız ? Siz bu sorumun cevabını düşünürken ben neden ? yirmi altı , yirmi yedi yıl geriye gideceğimizi açıklamaya çalışacağım. Henüz liseyi bitirmediğim yıllardı o yıllar. Şimdi geriye gitmek için bir biletim olsa hiç düşünmeden o yıllara yeniden giderim. O yıllar geleceğimizin şekillendiği , kalıcı arkadaşlıklarımızı oluşturduğumuz , kulak memesi kıvamındaki ergenliğimizin yavaş yavaş sertleşmeye başladığı , kendimizi ispat edercesine daha çok şey yaşamak adına kızların peşinden koştuğumuz yıllardı. Düşündüm de benimde ilk sevişme deneyimlerim taaa o yıllara kadar uzanıyordu. Aradan on yıllar geçecekti ve bu süre de yüzlerce kişi , yüzlerce ilişki kayıt altına alınacaktı. Kayıt altına alınan ilişkilerin sayısı ne olursa olsun elbette bu ilişkilerin bir başlangıcı vardı. Hikayelerimi okuyan kişiler arasında bu başlangıcı merak eden okurların sayısı bir elin parmaklarına yaklaştığından dolayı bu başlangıcı yazma ihtiyacı hissettim. Okuyup keyif aldıkları ve içinde kendi yaşanmışlıklarından kesitler buldukları bu hikayeleri yazan kişiye ve ona bu hikayeleri yazdıran şeye olan merakları sonucunda ilk deneyimlerimi okumak istemeleri yukarda bahsettiğim yolculuğu zorunlu hale getirdi. Hazır olup olmadığınızı bilmiyorum ama en azından hazır olanlar ile birlikte lise yıllarıma ve o yıllardaki ilk deneyimlerime götüreceğim sizleri.

Doksanlı yılların ilk yarısıydı. Orta okulu bitirmiş ve liseye başlamıştım. Çok parlak bir orta okulu geride bırakmış ve tam gaz liseyi bitirmek için gayret gösteriyordum. Bilirsiniz o yıllarda hemen on sekiz yaşına gelmeyi , hemen okulu bitirip mezun olmayı , hemen üniversiteyi kazanmayı, hemen askere gitmeyi , hemen evlenmeyi , hemen hayata atılmayı kısacası istediğim şeyleri hemen yapmayı isterdim. Şimdi aradan yıllar geçmiş gerçekleşmeyeceğini bilmemize rağmen o yıllara bizi götürebilecek bir bilet arayışındayız hepimiz. Cep telefonu , internet , sosyal medya ve AVM lerin olmadığı , arkadaş olmak istediğimiz kızı evine kadar takip edip not ettiğimiz kapıdaki isim soyisimi ansiklopedi kadar kalın sarı sayfalı ( yaşı müsait olanlar bilir o zamanlar ptt dağıtırdı yılbaşlarında ) rehberden bulmaya çalıştığımız ve şansımız yaver gidip bulursak bulduğumuz telefon numarasını telefonu o kızın açması için dua ederek aradığımız yıllardı. Telefonu bir erkek açarsa şansımıza söverek suratına kapatırdık , bir bayan açarsa önce acaba bu kız o kız mı ? Acaba annesi mi ? Yada kardeşimi ? Konuşsam mı ? Konuşmasam mı ? sorularının cevabını bulana kadar karşı taraf ‘ sapık ‘ yaftasını yapıştırıp kapatmazsa ve konuşup şansın yaver giderse konuşabildiğimiz yıllardı o yıllar. Kısacası o yıllar gerçekten bayan arkadaş bulmak onunla tanışmak ve birliktelik sağlamak için zor yıllardı. Bu günkü AVM lerin yerini kafeler alırdı ki onda da damsız alan kafe bulmak zor olurdu. Ne kadar saçma değil mi ? Arkadaş arıyorsunuz ve bulmak istiyorsunuz bunun için ortak kullanım alanlarına ihtiyacınız var. Bu amaçla gittiğiniz kafe damınız olmadığı için sizi içeri almıyor. İşte bu tezata tek nefese sığdırabildiğimiz kadar aile üyelerini kapsayan küfürler ettiğimiz tabiri caizse ana avrat dümdüz gittiğimiz yıllardı o yıllar. İçinde bulunduğumuz ortak gerçekten zordu ama ben bu konuda sonradan olduğu gibi önceden de çok sanlıydım. Arkadaşlarımın ‘ şeytan tüyü ‘ diye tabir ettikleri şey asında doğuştan gelen bir şans değildi elbet. Zaten buna da inanmıyordum. Kendi tabirimle fırlamaydım ben sonradan olduğu gibi o yıllarda da. Bir kızın gelip bana arkadaşlık teklif etmesini o yıllarda oturup beklemek yerine ben yukarda anlattığım ‘ hemen ‘ prensibi ile hiç vakit kaybetmeden hayata geçirir en kötü ihtimalle zamandan kazanırdım. Abartmıyorum her okul çıkışı gidip okulundan evine kadar takip ettikten sonra depoladığı cesaretle açılıp ‘ tipim değilsin ‘ cevabı ile yıkılacak göz yoktu bende. Üzülerek söylemeliyim ki bu şekilde deprem yaşayan çok arkadaşım vardı etrafımda. Onların bende gördükleri sözüm ona ‘ şeytan tüyü ‘ aslında bildiğimiz ve ömür boyu ihtiyacımız olan cesaret ten başkası değildi. İşte bu cesaretin temelleri lise yıllarımda atılmıştı. Gittiğim bir kafede gözüme ilişen ilk güzel kıza doğrudan gidip ‘ oturabilir miyim?’ sorusunu sorar olaki ‘ hayır’ cevabını alırsam hiç tereddüt etmeden sandalyeyi çekip masaya otururken ‘ o zaman sen benimle otur ‘ demişliğim çok olmuştur. Tahin edeceğiniz gibi ‘ otur ‘ derse ki kız zaten benim. Ötesi var mı? !!!. Şöyle basit bir hesap yapacak olursam bu cesaretimden dolayı sanırım rüyamda dahi göremeyeceğim onlarca kız ile arkadaşlık yapmıştım ( Arkadaşlık diyorum çünkü o yıllarda öyle öpüşmek falan bildiğin fasikül yazmak gibi bir şey. Kaldı ki seks yapacaksın. Güldürmeyin beni ..Porno dergilerindeki hatunların üzerine boşalmak o zamanların vazgeçilmezlerindendi. Sayfaların arasına boşaltılan spermler japon yapıştırıcısı etkisinde sayfaları bir birine yapıştırır ve bir daha o sayfayı ne açabilirdin ne de boşalabilirdin. En büyük zevklerimizden biri buydu…) ama bunun karşılığında dürüst olacağım beş ya da altı kez dayak ( Hatta birinde evli olduğuna inanmadı fresh bir kızın masasına oturmuştum. Kocam gelecek dedi ama takan kim ? İnanmamıştım bile. Ben naz yaptığını düşünürken gelen kocası beni güzel bir benzetmişti ) yemişimdir. Matematiği olan her kes sanırım yukardaki denklemin sonucunu tahmin ediyordur ki ben de bu sonuçtan , cesaretimden kaynaklı yaptıklarımdan hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Arkadaşlarımın düşündüğü gibi olay basit bir ‘ şeytan tüyü ‘ ile açıklanamayacak kadar tüm çıplaklığıyla ortadaydı.

Sonradan olduğu gibi lise yıllarımda da kıtlık çekmezdim. O günün koşullarına göre etrafımda hatırı sayılır sayıda kız arkadaş olmuştur hep. Tabi ben arkadaş olup cinsel anlamda bir şeyler yaşayıp yaşayamayacağımı kontrol edene kadar aşık olmazsam ( o zamanlar bide bu vardı ) arkadaşımıza yol verir yenilerine bakardım. Cinsel anlamda bir şeylerden kastım hani öpüşmek , koklaşmak , göğüslerini emmek , külotunun içine elini sokarak amını okşamak gibi basitten zora doğru sıralanabilir. Öyle sikip sokacağın kızı bulmak neredeyse imkansız . Arkadaşların anlattığı şeytan tüyü belki o esnada devreye giriyor olabilir. Sikip sokacak kızı aramakla geçen bir eğitim öğretim yılını daha bitirmek üzereydik. Lise iki bitiyor ve artık lise üç e geçiyor olacağım muhteşem bir Cuma gününe internet casino uyanmıştım. Cuma sabahını muhteşem yapan şeyleri kısaca sıralamak gerekirse , haftanın son günü olması başı çekiyor gibi görünse de karne günü olması daha ağır basıyordu. Yaz tatiline giriyor olmasaydık sanırım hafta sonu geliyor diye sevinebilirdim ama şuanda sevinmek için daha geçerli sebeplerim vardı. Yaz tatili boyunca saçlarımı istediğim gibi uzatıp kızların peşinden koşabilecektim. Hem yaz tatili demek gurbetçi ziyafeti demekti. Kabul etmeliyim ki gurbetçiler ülkemizde yaşayan kızlara göre daha rahat ve özgürlerdi. Gurbetçi kızlarla böyle sikmeli sokmalı kaçamaklar yapma olasılığım çok daha yüksekti. Tüm bunların ve daha fazlasının yaşanabileceği bir yaz tatilinin başlangıcına uyanmıştım. Bundan daha muhteşem ne olabilirdi ? Esneyerek yatağımdan kalktığımda birkaç saniye etrafa boş gözlerle baktım. Birkaç defa ağzımı şapırdatarak etrafa bakmaya devam ederken bir kere daha esneyip kendimi yere bırakarak halının üstünden kendimi sürükleyerek odamın kapına kadar geldim. Her sabah olduğu gibi benden önce güne merhaba diyenler vardı. Sikim kemik gidiydi uyanıp kapıya kadar gittiğimde. Etrafta çadır kurmuş sikimi görebilecek birilerinin olmadığından emin olana kadar bekledikten sonra paytak adımlarla tuvaletin kapısını içerden kapatmıştım. Her sabah olduğu gibi aynaya bakmadan klozete oturup işediğimde az önce ereksiyon olmuş alet yerini minik bir bamyaya bırakacaktı. Sanki idrar ile dolan mesanemin baskısıyla kalkmış gibi mesanemdeki idrarı dışarı atar atmaz ereksiyon namına bir şey kalmıyordu. Her sabah yaşadığım bu eğlenceli aktivitenin adı ‘ sidik tavı ‘ idi. Bu deyimi bir büyüğümden öğrenmiştim ve büyükler bu konuda tecrübeliydi belli ki. Aynada kendini göremeye hazır olduğuma inandığım bir anda ise kalkarak aynanın karşısına geçtim ve musluktan akan buz gibi suyu avuçlarıma doldurdum. Hızlı bir şekilde suyu yüzüme çarptığımda soğuk suyun verdiği etki tenimde şok etkisi yaratırken gözlerim fal taşı gibi açıldı. Mutfaktan yükselen annemin sesinden anladığım kadarıyla kahvaltı hazırdı. Bir çağrı niteliğindeki bu sese doğru ilerlemek için tuvaletten çıkıp mutfağa doğru ilerledim. Hayatımın prensesi olan saygıdeğer anneme ‘ günaydın ‘ dedikten sonra hızlıca masaya kuruldum. Kahvaltım bitip kıyafetlerimi giydikten sonra saçlarımı düzeltmek için yaşadığım savaşın ardından artık okulunu yolunu tutmuştum. Karnelerimiz dağıtılmış ve ben kardeşlerinin yanına koymak üzere aldığım ‘ TAKDIR BELGESI ‘ nin verdiği rahatlıkla beni bekleyen yaz tatili için kendimi çok hazır hissediyordum. Her okul çıkışı yaptığımız gibi üç arkadaşım ile birlikte çıkıp Hunat a gittik. Hunat , Şehrin meydanında bulunan tarihi kalenin karşısında Selçuklulardan kalan bir külliye idi. Tarihi bir eser olmakla beraber çevreye de adını vermişti. Onun yakınındaki her yer kısaca Hunat olarak tabir edilirdi. Bizi okul çıkışı oraya götüren şey ise etrafta bir çok otobüs durağının olması ve bu durakları kullanan kızlardı şüphesiz. Arkadaşlarım ile birlikte Hunat’ta volta atmaya başlamıştık bile. Bizim gibi etrafta karne alan bir dünya kız vardı. Kimilerinin ellerinde karne yoktu ama benim gibi bir belge alanların ise karne ve belgeleri en görünür şekilde ellerindeydi ( biraz sesli güldüm gerçekten aklıma geliyor da ne kadar çocuksu) . Akşama kadar o durak senin bu durak benim gezdik dolaştık. Bu aktiviteyi hafta içi her gün yaptığımız için elbette çok tanıdık sima görüyorduk. Zaman zaman arkadaşlar ile bu tanıdık simalar üzerinde sohbetler dahi ediyorduk.

Yaklaşık altı aydır sık sık akşamları Hunat’ta gördüğüm ve çok seksi bulduğum ama yaşça benden büyük olduğuna emin olduğum bir kız vardı. Kız o kadar güzeldi ki onu görünce acayip mutlu oluyordum. Hiçbir şey yapamadan sadece mutlu olmak beni tatmin etmiyordu. Yaşça büyük olduğundan dolayı bir arkadaşlık teklifi götüremiyorum ki belki benim yaşımda kardeşi bile olabilirdi. Neredeyse her hafta içi karşılaşıp hayran gözlerle ona bakıp hiçbir şey yapamamakta bana göre değildi. Çok defa hayali ile iliklerime kadar boşaldığım manuel aktivitelerimin başrol oyuncusuydu bu kız. Lanet olsun adını dahi bilmiyordum! Yaşı benden büyük olmasaydı neler yapardım ! Evet cesaretliydim ama karşı karşıya kaldığım şey bunun çok ötesindeydi. İsmini dahi bilmediği bu kız ile olan ilişkim platonik aşkı çoktan geçmiş tur bindiriyordu adeta. Tahmin ettiğiniz gibi hiçbir şey yapmadan ‘ tur bindir ‘ meşini izleyecek değildim. O kızı her gördüğümde ‘ seni bir gün kaçıracağım… ’ diyordum. Hiçbir şey yapamamanın verdiği çaresizlikle ona ilk bu cümleyi kurduğumda kızın yüzünde oluşan gülümseme beni daha da cesaretli olmaya teşvik etmiş olmalıydı ki her gördüğümde bunu söylemeye devam ediyordum. Elbette ciddi değildim. Onu kaçırmak gibi bir planım yoktu ama dedim ya hani hiç bir şey yapamamak bana göre değildi. Maksat yeşillik olsun işte. Yine görmüştüm onu ! Ellerimizde karneler akşama kadar gezip yorulduktan sonra arkadaşlarımdan ayrılmış ve Hunat’ın önündeki boş banklardan birine oturup biraz dinlendikten sonra bende evime gidecektim. Onu o kadar iyi tanıyordum ki bir kilometreden görsem bilirdim. Evet yine görmüştüm onu ! Yaklaşık beş yüz metre solumda bana doğru geliyordu. Hava yavaş yavaş kararırken onu yürüyüşünden tanımıştım. Sağ omuzunda büyük çantası , omuzlarından diz kapaklarına kadar uzanan çiçekli elbisesi ile her at kuyruğu yaptığı sağlarıyla bana doğru yaklaşıyordu. Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı. Onu ilk topuklu ayakkabılarının sesi ile tanımıştım. Zannediyorum mayıs ayıydı ve o yolun karşısındaydı onu fark ettiğimde. Pervasızca ilerliyordu yolda. Bacaklarına kadar çektiği çizmeleri , bacaklarını zar zor örten pelüş montu ile dikkatleri üzerine toplamıştı. Salına salına yürürken dizkapaklarını örtmeye yetmeyen elbisesi pelüş montunun içinden görünüyordu. Güzelliğinin farkındaydı. Kendine bakan kadın erkek fark etmeksizin hemen hepsi onu gözleri ile soymaya çalışırken o sadece bir metre önüne bakar şekilde ilerliyordu kaldırımda. Karşı kaldırıma çoktan geçmiştim ama kalabalığın arasında o kızı kaybetmemeye çalışıyordum. Hoş istesem de kaybedemezdim. Topuklu çizmelerinden çıkan ses bana kadar geliyordu. Yeterince önden görüp arkadan da gidişini seyretmek için ona yol veren bir kalabalık vardı ilerde. Topuk sesleri kaldırımda yankılanırken kalabalığı yara yara ilerliyordu adeta. İstesem de kaybedemezdim. Ona yaklaştıkça topuk sesleri birlikte içimdeki heyecanda yükseliyordu. Parfüm kokusunu canlı poker oyna alacak kadar yaklaştığımda dönen başıma yenik düşük oracıkta bayılacağımı düşünmeye başlamıştım. Nerede görsem tanıyacağım bu topuk sesi ile tanımıştım ilk onu. Tanrıça edalarında her adımıyla bana daha fazla yaklaşan kişi kesinlikle oydu. Ben ‘ seni bir gün kaçıracağım ‘ cümlesini kurabilmek için uygun zamanı kollayıp pozisyon almak için ayağa kalkmaya çalışırken o oturduğum bankın önünde durdu ve bana bakarak ‘ ooo karneler alınmış ‘ dedi gülümseyerek. Kalbimi yeniden yerine nasıl takabileceğimi bilsem yemin ederim kalbimin yerinden çıkmasına izin verecektim. Nefesimi toplamak için yarım kalan hareketimi tamamlayıp ayağa kalktığımda yine o büyüleyici parfüm beni karşılamıştı. Özlediğim ve başımı sonsuza kadar döndüreceğine inandığım o kokuyu aldığımda nefes almayı unutmuştum. Nefes alamadığımdan nefesimi de toplayamamıştım ama acilen cesaretimi toplayıp cevap vermem gerektiğini biliyordum. Bir süre ne söylediğini hatırlamaya çalışarak ‘ bakmak ister misin ?’ dedim banka oturmasını ister gibi sağ elimle bankı göstererek. Karnemi alıp banka oturması ile ‘ mm adın Mustafa demek ‘ dedi teyit etmemi ister gibi. ‘ Evet ‘ dedim kafa sallayarak. ‘ Karnen harika. Senin bu kadar başarılı bir öğrenci olduğunu tahmin etmiyordum ‘ dedi tek kaşını kaldırarak. Kendimi ansızın sözlü için tahtaya kaldırılmış bir öğrenci gibi hissediyordum ki çok utanıp heyecan yapmıştım. ‘ Kendimi ansızın sözlü için tahtaya kaldırılmış gibi hissettim ‘ dedim kısık bir ses ile. ‘ Rahat ol lütfen. Seni burada bulacağımı biliyordum ve yaklaşık yarım saattir seni bulmak için bakınıyordum ‘ dedi ne yaptığından emin bir ses tonuyla. Neden beni arıyor olabilir di ? Kafam karışmıştı. Karneme bakmak olamazdı sanırım bulma amacı. Belki de ilk defa kendimi bu kadar çaresiz hissediyor neden ? sorusunu sormaya cesaret edemiyordum. ‘ En çok hangi dersi seviyorsun ? ’ sorusu ile az da olsa kendime gelmiştim. ‘ Metamatik ‘ dedim hiç düşünmeden. ‘ Öyle mi ? Bende en çok onu severdim lisedeyken ‘ dedi dudaklarını iki yana esnetip gülümseyerek ‘ Neden ? ‘ diye sormayı da ihmal etmedi. ‘ Matematik dersleri genelde günün son dersleri. Matematik bitince okul bitiyor o yüzden ‘ dedim. Oysaki ‘ Matematik dersleri günün son dersleri ve beni sana getiren bir bilet olduğu için çok seviyorum. Okul bitti mi Hunat’a geliyorum ve seni görüp mutlu oluyorum ‘ du doğrusu. Aslında bunu söylemek istemiştim ama cesaret edemedim. ‘ Sana bir sürprizim var biliyor musun ? ‘ dedi gözleri sonuna kadar açık halde. ‘ Sürprizleri çok severim ‘ diyebildim heyecanlı bir ses tonu ile. ‘ Beni kaçırmanı istiyorum ‘ dedi iki kaşı yukarı kadar kalkmış ve meraklı gözlerle bana bakarak.

Aklını kaçırmış olmalıydı. Ya da birazdan oturduğum bankta ben aklımı kaçıracaktım. Ben onu şakacıktan söylüyordum hep. Hiçbir şey yapamamış olmak koyuyordu hep bana. Hiçbir şey yapamamaktansa onu yapıyordum. Ciddi bir şekilde kaçırmayı hiç ama hiç düşünmemiştim. ‘ Nereye ?’ dedim benden cevap bekleyen bir çift göze bakarak. ‘ Nereye istersen !’ dedi tok bir ses tonuyla iki elini avuç içleri yukarı gelecek şekilde iki yana açarak . ‘ Ne zaman ? ‘ diye sorabildim konuyla ilgili hiç bir planım yokken ve ne kadar ciddi olduğunu anlamaya çalışarak . ‘ Bu gece ‘ dedi pis pis gülerek. Şaka yapar bir hali yoktu. Gayet ciddi bir şekilde ve ne istediğinden emin vaziyette söylüyordu bunları. O zaman tek ihtimal kalıyordu ben rüya görüyordum. ‘ Emin misin ?’ dedim rüyadan uyanmak istemezcesine. ‘ Kesinlikle eminim. Beni götürebileceğin bir yer var mı? ‘ dedi hemen cevap bekler bir acele tavır ile. ‘ Sen gerçekten ciddi misin ? Bulabilir bir yer ‘ dedim robotik bir ses tonuyla. Beklediğim cevap ile havalara uçacak kadar mutlu hissediyordum kendimi. Parmak uçlarıma biriktirdiğim enerjiyi kullanarak havaya zıplamak için onun dudakları arasından çıkacak cevabı duymayı bekliyordum. ‘ Evet çok ciddiyim. Bu gece kaybolmak istiyorum. Sen hem bana beni kaçıracağını söylemez miydin ? İşte sana fırsat ! Kaçır beni bu gece! ‘ dedi kaçır kelimesindeki r harfini tonlayarak . Dediğimi yaparak parmaklarım ucunda biriktirdiğim enerji ile havaya zıpladım ‘ yaşasııın ‘ dedim kelimenin içindeki ı harfini uzatarak . Gece için yapacağımız planı gözden geçirmek için bir süre sohbet ettik. Onu götürebileceğim tek yer vardı oda arkadaşım Bülent’ in çalıştığı kafeydi. Kafe akşam 22:00 gibi kaleyle birlikte kapanıyordu. Sabaha kadar bizi orada rahatsız eden olmazdı. Tabi her şeyden önce bu gece için evden izin kopartacak sağlam bir bahaneye ihtiyacım vardı. Saatin 20:00 e yaklaştığını düşünürsek tüm bunlar için çok zamanımız yoktu. Saat 21:30 da aynı yerde buluşmak üzere sözleşip ayrıldık. Zaman geçirmeden eve gidip karnemi ailemle paylaştıktan ve baya uzunca uğraş ve bir dünya yalanın sonunda gece için izini koparabildim. Bülent ile görüşüp gelişmelerden bahsedip yardımına ihtiyacım olduğunu söyledim. Tüm bunları yaparken nasıl bir gece geçireceğimi düşünürken çıldırmayı da ihmal etmiyordum. Hem korkuyor , hem utanıyor , hem çok istiyor hem de çok heyecanlıydın. İşin özü ne bok yediğimi bilmiyordum. Adının Aylin olduğunu öğreneceğim kişi tüm bu heyecana sebep olmuştu. Aylin , Aydınlı bir ailenin 3 ncü çocuğu olarak dünyaya gelmiş dünya güzeli biriydi. Tüm hatlarıyla kusursuz fiziği olan Aylin birkaç yıl sonra intern olacak bir tıp öğrencisiydi. Yurtta kalıyor ve derslerinin ağırlığından dolayı kendine ve etrafına çok zaman ayıramıyordu. Bu sebeple 1 yıl kadar önce erkek arkadaşından da ayrılmak zorunda kalan Aylin hafta sonu bir yaramazlık yapmaya söz verdiğinde ilk aklına ben gelmiştim. Offf şimdi bile hatırladığımda ve bunları yazarken heyecanlandığımı söylemek zorundayım. Tabi ben gelecektim. Kim gelecek ti ? Etrafında onu bir gün kaçırmayı isteyen kaç tane delikanlı vardı ? Belki çok vardı ama bu her fırsatta Aylin’in gözlerinin içine baka baka söyleyen kaç kişi vardı ? Evet sadece ben vardım. Erik gibi kütür kütür delikanlıydım ( burada hatırladıklarımdan dolayı biraz kıçımı kaldırmam gerekti ) .

Nihayet saatler 21:30 u gösteriyordu ki buluşacağımız banka doğru yürürken Aylin’in bankta oturduğunu görmüştüm. Ona yaklaşığımı gören Aylin kalkıp bana doğru yürümeye başladı. Buluşup zaman kaybetmeden kafeye gittik. Cam kenarına yakın bir masaya oturup sohbet etmeye başladık. Yukarda detaylarını yazdığım bilgileri öğreneceğim sohbette onu tanıma fırsatı bulmuştum. Onun hakkında ‘ açık kapı mıydı ? ‘ sorusu hariç tüm canlı bahis merak ettiklerimi öğrenmiştim. Cevabını bulamadığım bu soru gece yaşayacaklarımızın göstergesi olabileceğinden benim için belirleyiciydi ama ne olursa olsun iyi bir gece geçireceğimi düşünüyordum. İçinde bulunduğum durumdan dolayı şikayetçi değildim yani. Saat 22:00 den sonra kafe boşalmış Bülent anahtarı bana bırakarak gitmişti. Kafe’nin bulunduğu Kale de sabaha kadar dış dünyaya kapılarını kapatmıştı. Bülent in önceden tanıdığı bekçiye bizim varlığımızdan bahsetmesi ve bekçiyi bu konuda haberdar etmesi daha rahat hareket etmemizi sağlamıştı. Aylin ile birlikte mutfağa giderek yiyecek bir şeyler hazırlamaya başladık. Hazırladığımız kızartma ve hamburgerlerle birlikte yanımıza aldığımız içeceklerle yemeye başladık. O güne kadar hiç alkol almamıştım ve kullanmıyordum ki o gece için de böyle bir hazırlığım olmamıştı. Aylin kocaman çantasından 3 tane teneke bira çıkartıp ‘ bu gece içeceğim ‘ diyerek birini açmıştı. ‘ Alkol kullanıyor musun ?’ sorusuna ‘ Hayır ‘ dedim kafamı sağa sola çevirerek. Tahmin etmiştim der gibi bir bakış attı bana . Aylin hızlıca birinci birayı bitirip dolaptan çıkarttığı ikinci birayı açmıştı. ‘ Sana bir soru soracağım ‘ birasından birkaç yudum alıp onu yuttuktan sonra ‘ ama dürüst cevap vereceksin ‘ dedi birasını masaya koyarken. ‘ Tamam ‘ dedim soracağı soruyu merakla beklediğimi göstererek. ‘ Hani beni kaçıracaktın ya ‘! Al işte kaçırdın. Ne yapacaktın kaçırınca ? ‘ dedi yatak odası ses tonunda. ‘ Dans edecektim ‘ dedim yanlış cevap verdiğimi anlatır bir ses tonuyla. ‘ Sahi neden dans etmiyoruz ‘ dedi eline birasını alıp ayağa kalkarak. Uygun bir müzik açıp tavandaki disko topunu çalıştırmamla ortamın loşluğu sayesinde ortam bir anda değişti. Aylin’i belinden kavradım ve dans etmeye başladık. Ona dokunur olmam beni yeterince kamçılıyordu ki boynundan öpmek isteyim kafamı boynuna soktuğumda aldığım parfüm kokusu sikimi kazık gibi yapmıştı. Birkaç yudum aldığı birasını bana verdikten sonra boşalan eliyle pantolonumun üzerinden sikimi okşamaya başladı. Müziğin ritmine göre kıvrak hareketlerle dans ederken aynı kıvraklıkla beni okşuyordu. Fermuarımı açmamı istedi ama ben bunu yapamadan boşalmıştım. Tüm spermlerimi çamaşırımın içine boşaltmıştım. Bunu ona söyleyip söylememe konusunda kararsızdım ama inanılmaz zevkli bir boşalma yaşamıştım. Aylin sikimi dışarı çıkartıp onu okşamak konusunda ısrarcı olunca söylemek zorunda kaldım. Boşaldığımı duyunca alkolünde etkisiyle biraz sesli gülmüştü. Ben pantolonumu ve çamaşırımı çıkartıp peçete ile sikimi temizledim. Çok acemiydim ve resmen acemiliğim paçamdan akıyordu. Utanmak ile korku arasında sıkışmış zevki doruklarda yaşayamıyordum. Aylin’i hamile bırakma olasılığı aklıma geldikçe resen ereksiyonum sonlanıyordu ama yeniden ereksiyon olmak için dokunmam yetiyordu. Sanki sikimde photocell sensör var gibi br dokunuşla ereksiyon olup aniden ereksiyonu bitirebiliyordu.

Ben sikimi temizlemeye çalışırken kendisine verdiğim birayı da bitirip üçüncüyü içmek için dolaba doğru yürümeye başlamıştı Aylin. Elinde birası ile yanıma gelip dudaklarıma bir öpücük kondurmuştu. Slow müzik ve disko topu halen çalışıyordu. Karşımda hem dans ediyor hem bana öpücükler konduruyordu. Birden soyunmaya başladı . O zamanlar tv lerde gece 24:00 ten sonra yayınlanan kırmızı noktalarda soyunan karılardan biri vardı anki karşımda. Sanki daha önce bunu çok defa yapmış gibi çok ustaca hareket ediyordu. Müziğin ritmine uygun hareketlerde elbisesini çıkartış sadece külot ve sütyeni kalmıştı. Arada masaya kadar gelip birkaç yudum biradan içtikten sonra dudağıma kondurduğu öpücük ile soyunmaya devam ediyordu. Sütyenini de çıkarttığında sikim patlayacak gibiydi adeta. Dans ederek yanıma kadar geldi ve oturduğum sandalyenin önünde dans ederek çömelmeye başladı. Çömeldikten sonra kazık gibi sertleşmiş sikimi ağzına alacağını hayal ediyordum. Aylin öyle düşünmüyormuş ki göğüslerini sanki öpmemi ister gibi kafam hizasına getirip sallarken eliyle sikimi tutmuş okşuyordu. Ben memesini emdim birkaç tur sonra Aylin dudaklarıma yapıştı aniden. İçimde kopan şelaleler sikime kadar gelip ucundan Aylin’in eline kadar fışkırıyordu. Nefes alabilsem boşalacağımı söylemek isterdim eline boşalmıştım. Ben boşalırken Aylin sikimi sağıyor gibi kavramış ve git gel hareketler yapıyordu. Hatırı sayılır bir süre orgazm yaşadım. Sandalyede oturduğum yerde kasılıyordum arka arkaya. ‘ Rahat bırak kendini ufaklık ‘ dedi kulağıma ama bu imkansızdı. Son damlasına kadar boşaldıktan sonra masadan aldığı peçete ile elini ve sikimi temizlemeye çalışıyordu ama sikim sanki hiç boşalmamış gibi hala ereksiyon halindeydi. ‘ Ne zaman inecek bu ufaklık ‘ dedi. Ufaklığın inmeye niyeti yoktu. Hazır kıta emret komutanım diyordu. Aylin kalan birasından birkaç yudum daha alıp onu midesine gönderdikten sonra önümde çömelerek sikime bir dil darbesi kondurdu. Sikim öyle kalkmıştı ki resmen göbeğime değiyordu. Aylin onu düz tutabilmesi için eliyle tutup aşağıya bastırması gerekiyordu. Aylin göbeğime teğet olan sikimi tutup düzelttikten sonra ağzına aldı. Dilini öyle ustaca hareket ettiriyordu ki eriyordum resmen. Sikim ıslanmış ve Aylin’in dili üzerinde sörf yapıyordu adeta. Sonra dudaklarını bastırarak dudaklarını göbeğime kadar getirip sikimi sonuna kadar ağzına alıp yavaş yavaş yukarı doğru dudaklarını çıkartıyordu. Sanırım birkaç kez daha aynısını yapsa boşalacağımı anlamış olacak ki sikimi bırakıp masaya doğru domalmıştı. ‘ Hadi gel. Sik beni ‘ dedi. Sağ elimle zar zor düz tutabildiğim sikimi kavrayıp arkasına geçmiştim. Sikimi tenine değdirdiğimde inanılmaz kamçılanmış hissediyordum. Aylin alttan eli ile sikimi kavrayıp amına sokmamı sağlarken ben boşalmamak için dua ediyordum. Köküne kadar sokmuştum. İçerisi çok sıcak ve ıslaktı. Ben sokmaya çalışırken Aylin de bana doğru hareket ettiriyordu kendini. Çok zevk alıyordum ama çok devam ettiremedim. Sikimi hiç çıkartmak istemediğim yerden zorlukla çıkartmıştım ki Aylin’in sırtına boşalmaya başladım. Vücudum tamamen kasılmış tı. İnanılmaz yorulmuştum ayakta duramıyorum resmen. Aylin bana doğru dönerek eline aldığı sikimi okşayarak orgazm süremi baya uzatmıştı. Lise yıllarıma ait ilk tecrübelerimden biri olan Aylin e bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu güne kadar aldığım en güzel karne hediyesiydi. İlk tecrübe için yaşadığım şeyler gerçekten harikaydı. Aynı yaz bir gurbetçi ile ilişki yaşamıştım. İlerleyen zamanlarda gelecek isteğe göre belki onu da yazarım.

Lise yıllarıma ait bir kaleme aldığım bir hikayemizin daha sonuna geldik. Umarım keyifle okuduğunuz ve zevk aldığınız bir hikaye olmuştur. Yorumlarınızı ve beğeni butonlarını kullanmayı unutmamanızı rica ederken bir başka hikayede buluşmak üzere …Sağlılacakla…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir