Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

UZUN BİR HİKAYE -1
NOT
Arkadaşlar Aşağıda yayınlanan hikayelerin hiç biri tarafımca yazılmamıştır. Burada veya farklı sitelerde yayınlanan hikayeler konu bütünlüğü içinde birleştirilmiştir.

Ben uluslararası bir şirketin satış-pazarlama bölümünde ürün müdürüydüm. Doğuştan gelen bir sıcaklığım, cilveli bir havam vardı; fakat kesinlikle hafif bir kadın değildim. 2 yıldır evliydim. Eşim, Tolga da iyi bir firmada çalışıyordu. Çocuklarımız yoktu. Onca koşturmacanın içinde çocuk yapmaya fırsat bulamamışdık. Şimdilerde bu konuyu sık sık gündeme getiriyor, artık zamanının geldiğini düşünüyorduk.
Henüz 28 yaşındaydım biçimli ve zarif dudaklarım, küçük bir burun. Uzun ve biçimli bacaklarım, iri kalçalarım vardı. Göğüslerim normal boyutlarda ama dimdikti. İş yerinde dozunda bir dişilik sergiler, sürekli diz hizasında veya biraz daha kısa ve dar etekler giyerek biçimli bacaklarımı ve sıkı kalçalarımı ortaya çıkarırdım. Erkeklerin benimle ilgilendiklerini bilir, bundan tatlı bir zevk alırdım. Yine de hiç bir zaman abartmaz, kimseye ümit vermezdim.
İşi gereği sık sık seyahat eder, özellikle Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’ya giderdim. Buralarda genellikle bayi toplantılarına katılır. Akşamları bayilerle yemekte buluşmak şirket ve memleket meseleleri hakkında sohbet de işimin bir parçasıydı. Aslında sıcakkanlı, hoşsohbet bir kadındım. Bu sayede işimi gerçekten iyi yapar, her seyahat dönüşünde mutlaka bir kaç iş bağlamış olurdum.
Anadolu’daki bayiler arasında zaman zaman Bana özel bir ilgi gösteren, bunu hafiften belli edenler olurdu. Ne de olsa hoş bir kadındım. Fakat kibarca ve karşısındakini rencide etmeden araya mesafe koymayı iyi bilirdim. Bekârken hızlı bir yaşamım olmasına karşın, evlendikten sonra eşimi hiç aldatmamıştım…
Tolga ile hayatlarımızdaki her şey benim bir Kayseri gezisinden planladığımdan erken dönmemle değişti. Yola çıkmadan önce Kayseri’den Cuma akşamı 19.00 uçağıyla dönmeyi planlamıştım fakat işler umduğundan çabuk hallolmuş, Perşembe akşamı aynı saatteki uçağa biletimi değiştirerek İstanbul’a dönmüştüm. Hava alanından eve giderken, Tolga’ya dönüşümü haber vermemekle iyi yaptığımı, güzel bir sürpriz olacağını düşünüyordum.
Saat 9 civarında oturduğumuz apartmanın önüne park ettim ve kapıyı anahtarımla açarak, apartmana girdim. Asansörle 4. Kata çıktım ve zili çalmadan kapıyı yavaşça açtım.
– “Bizimki kendisini televizyona kaptırmış, akşam yemeğini unutmuştur”, diye düşünüyordum; Bende kurt gibi açtım. Kapıyı açınca biraz şaşırdım çünkü giriş ve salon karanlıktı.
– “Allah Allah, Tolga evde değil mi acaba?” diye düşünerek ayakkabılarımı çıkardım ve bavulumu antreye bırakarak mutfağa yürüdüm. Buzdolabını kapatırken bir an sanki bir ses duydum. Sanki içeride, dipteki odaların birinde birileri konuşuyordu. Meraklanmış, biraz da korkmuştum. Tolga acaba yatak odasında mı televizyon izliyordu?
Ses çıkarmamaya özen göstererek uzun koridor boyunca ilerledim. Yatak odasına yaklaştıkça, içeriden hafif bir ışık geldiğini görüyordum. Gece lambası yanıyordu. Koridordaki birkaç saniyelik yürüyüş sırasında aklımdan bin bir türlü şey geçti. Yatak odasında sanki birileri fısıldaşıyordu. Kendi kendime,
– “Benimki tam film gibi oldu. Herhalde az sonra Tolga’yı bir kadınla yakalayacağım” diye gülümsedim. Böyle şeylerin sadece filmlerde olacağını düşünüyordum ama yine de aklım karışmıştı. Yatak odasının kapısında bir an durakladım. İçeriye paldır küldür girmeden kapının arasından şöyle bir bakmak istedim.
Gözlerime inanamıyordum. Çok sevdiğim kocam, kendi yatağımızda bir kadınla sevişiyordu. Nefesim daraldı, boğazıma bir şey oturdu sanki. Bağırmak istedim, sesim çıkmadı. Gözlerim ışığa biraz alışınca, kadını tanıdığımı fark ettim: Miray.
Aptallaşmış ve kızgınlıktan ne yapacağımı bilemez bir şekilde bir süre içeriye bakakaldım. Ne yapacağıma, ne yapmam gerektiğine karar verememiştim. Sonunda kendini topladım, arkamı döndüm ve hızla kapıya yöneldim. Antrede durmakta olan bavulumu kaptığım gibi kendimi dışarı attım. Kapıyı çarpmayı da ihmal etmedim. Arkamdan kimsenin gelmesini istemediğinden koşar adımlarla otoparka gittim, arabama atladığım gibi hızla bahçeden çıktım.
Bir süre amaçsızca dolaştım. Bir türlü gördüklerime inanamıyordum, kafamı toplayamıyordum. Yoksa hayal mi görmüştüm? Saatin neredeyse gece yarısına geldiğini fark edince geceyi geçirecek bir yer aramaya başladım. Yalnız kalmak ve düşünmek istiyordum. Bu yüzden arkadaşlarımı filan arayıp, işleri iyice dallandırmak istemedim. Arabamı şehrin merkezindeki büyük otellerden birine sürdüm. Resepsiyondaki kıza dalgın bir ifadeyle,
– “Emin değilim, herhâlde birkaç gece kalırım”, diye cevap verdim ve asansörle odasına çıktım. Odaya girince ne kadar acıktığımı fark ettim. Oda servisine yiyecek bir şeyler ve kahve siparişi verdim. Cep telefonumu çoktan kapatmıştım; Tolga’nın söyleyebileceklerini duymak istemiyordum. Üstümdekileri çıkarıp duşa girdim. Yarım saat sonra biraz kendime gelmiştim. Karnım tok, elimde kahve fincanı, boğaz manzaralı penceremin önündeki koltukta oturmuş, olanları düşünüyordum.
Tolga’yla 2 yıldır evliydim ama evlilik öncesi dönemi de sayınca yaklaşık 4yıldır birlikteydik. Bu süre boyunca mutlu bir ilişkimiz olmuştu,
– “Ben öyle sanıyormuşum en azından” diye düşündüm. Daha önceden de farkına varmadan aldatılmış olma olasılığı midemi bulandırıyordu. Başka bir kadınla yatan kocamla hiçbir şeyi bilmeden ilişkimi sürdürmüş olmak, başkalarını öpen dudaklarının benimkilere değmesine izin vermek…
Zaman geçtikçe Tolga’nın beni aldattığı kadını düşünmeye başladım. Miray, benim çalıştığım şirkette önceleri sekreter, sonradan insan kaynakları elemanı olarak çalışan Musevi asıllı bir kızdı. Ne yalan söylemeli, ben de iyi biliyordum ki, Miray şirketteki tüm erkeklerin (hatta belki bazı kadınların!) hayalini süsleyen bir esmer güzeliydi.
25 yaşlarında, uzun boylu, uzun siyah saçlı, mavi gözlü, dokunsan patlayacakmış gibi duran iri göğüsleri, biçimli kalçaları ve uzun bacaklarıyla gerçekten arzu uyandırması normal biriydi. İnsan bu kız neden burada çalışır da, gidip manken filan olmaz diye merak etmeden duramazdı. Miray’ı bu denli çekici yapan şeyler hem çok seksi giyinmesi, âdeta her fırsatta kendini sergilemesi, hem de buna rağmen çok soğuk ve mesafeli tavırlarıydı. Şirkette kimseyle adı çıkmamıştı.
Benim en çok şaşırdığım şey Miray’ın henüz 3 aylık evli olmasıydı. Kendisi gibi Musevi bir işadamıyla çok yakın zamanda evlenmişti ve Tolga Miray’ı tüm şirketin katıldığı düğünde ilk kez görmüştü. Hatta bana
– “Sizin şirkette ne güzel kızlar varmış” diye şaka yapmış, Bende
– “Bu şakayı beğenmedim” diye onu hafiften terslemiştim. Şimdi aklım almıyordu; nerede samimiyeti ilerletmişler, nerede işi bu noktaya getirmişlerdi? Üstelik kız yeni evliydi ve bunca zaman hiç kimseyle yakınlaşmasını duymamışken, şimdi neden benim kocamla birlikte oluyordu? Tolga öyle bir bakışta hayran olunacak yakışıklılıkta bir adam değildi. Düğünde gördüğü kadarıyla İzak (Miray’ın kocası) Tolga’dan daha hoş bir adamdı. Anlayamıyordum…
Ertesi sabah uyandığında kesinlikle işe gitmek istemiyordum. Bir kaç gün yalnız olmak, olanları düşünmek, belki bir takım kararlar almaktı niyetim. Şirketi aradım ve genel müdür yardımcısı Erman Bey’e Kayseri’de üşüttüğümü, yataktan kalkamadığımı, araya girecek hafta sonuyla birlikte üç gün dinlenirsem iyileşeceğimi söyledim. Erman Bey anlayışlı adamdı. Zaten Beni hep sevmiş, işimi, tavırlarımı, sıcakkanlılığımı hep beğenmişti. Bana kendime dikkat etmemi, bana daha çok ihtiyaçları olduğunu filan söyledi. Telefonu kapattığımda kendimi kesinlikle daha iyi hissediyordum.
– “Şu Erman Bey ne tatlı adam. Üstelik karısına da ne kadar bağlı” diye düşündüm. Böylece yeniden kendini berbat hissetmeye başladım…
Kahvaltıdan sonra odama döndüğümde bir süreliğine evi terk etmeye karar vermiştim. Şimdi hazır Tolga evde yokken eve gidip, kendime bir süre yetecek kişisel eşyalarımı alacaktım. Tolga’ya kısa bir mektup yazarak, her şeyi gördüğümü, onu affedip affedemeyeceğimi bilmediğimi, zamana ihtiyacım olduğunu, vb. Şeyleri anlatacaktım. Ne kadar süre için evi terk edeceğimi, dönüp dönmeyeceğimi, nerede kalacağımı, bu durumu kimseye anlatıp anlatmayacağımı filan bilmiyordum.
– “Bir süre otelde kalırım” diye düşündüm. Hem güzel bir otelde insan kendini bayağı iyi hissediyor”.
Öğlen civarında eve gittim. Bir suçlu gibi sessizce içeri girdim. Tasarlamış olduğum mektubu mutfak masasında yazdım. Eşyalarımı almak için yatak odasına gidince yatağım, yataklarımın darmadağın olduğunu gördüm. Başımın döndüğünü hissettim ve güçlükle yere oturdum. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Dün geceden beri içime atmış olduğum gözyaşları sel gibi akıyordu. O şekilde ne kadar kaldığımı ben de bilmiyordum. Sonunda kendime geldiğimde, saatin ilerlemiş olduğunu ve Tolga’nın eve gelebileceğini fark ettim ve aceleyle eşyalarımın bir kısmını valizlere doldurup, apar topar evden ayrıldım. Otele döndüm ve resepsiyondaki kıza en az iki hafta daha kalacağımı söyledikten sonra odama çıkıp, eşyalarımı yerleştirdim.
Kafam oldukça karışıktı ve olanları birisiyle paylaşmak istiyordum. Biraz tereddüt etikten sonra Piraye’yi aramaya karar verdim. Yaklaşık iki saat sonra Piraye’yle akşam yemeği yemek üzere kalabalık Cuma akşamı trafiğinde Boğaz yolunda ilerliyorduk. Piraye duyduklarına çok fazla şaşırmamış, kendi deyimiyle, erkek milletinden böyle şeylerin her zaman beklenebileceğini söylemişti.
Piraye, Benim liseden beri arkadaşımdı. Üniversite son sınıftayken üç yıldır çıktığı Hakan’la evlenerek herkesi şaşırtmıştı. Fakat evlilikleri kısa sürmüş, iki buçuk yılın ardından boşanmışlardı. Evliliklerinin son altı ayında ikisi de birbirlerine olan sadakatlerini kaybetmişler ve aldatmışlardı. Boşandıktan sonra Piraye özgür bir hayatı seçmiş, bir dönem nerede akşam orada sabah, bohem bir yaşayış tarzını benimsemişti. Bir daha asla evlenmeyeceğini söylemiş, ancak seks konusunda kendini sınırlamamıştı. Dikkat çekici bir kumral güzeli olduğundan etrafında her zaman çok sayıda erkek olmuştu, o da açıkçası kendini onlardan pek sakınmamıştı. Tüm dikkatine karşın, iki kez hamile kalmış ve kürtaj olmuştu.
Piraye, çok hızlı yaşanan beş-altı yılın ardından hız kesmişti. Uzun süre birlikte olduğu bir erkek arkadaşı olmamış, kısa aralıklarla sevgili değiştirmişti. Ben bunun belki biraz da Piraye’nin içindeki bir çeşit tatminsizlikten kaynaklandığını zaman zaman düşünmüş, ancak bundan Piraye’ye hiç bahsetmemiştim. Piraye gönül işlerinde erkeklere de, kadınlara da güvenilmemesi gerektiğini, tek eşliliğin insanın doğasına aykırı olduğunu, belki ancak yaşlanıp, cinsel güdüleri sönünce, yalnız yaşamamak için birisiyle birlikte olabileceğini söylerdi hep.
Ben, bu görüşlere bugüne dek hemen hiç katılmamıştım. Tolga’yla gayet iyi bir evliliğimiz vardı ve Piraye’nin Hakan’la evliliğinde mutluluğu yakalayamadığı için böyle iddialar ortaya attığını düşünürdüm. Fakat artık ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Piraye’nin tezlerinin en azından erkeklerle ilgili kısmı doğrulanmış gibiydi…
Ben, kalabalık lokantada tek başına oturmuş Piraye’nin gelmesini beklerken kendimi çok yalnız hissediyor, fakat bundan pek de rahatsızlık duymuyordum. Kendimi bekâr veya dul bir kadın gibi diğer erkeklerin sözde çaktırmadan veya yanlarında erkekleri olan kadınların potansiyel bir tehditmiş gibi bakışlarına muhatap hissetmiş ve bu da belli oranda hoşuma gitmişti. Güzel bir kadındım ve yanımda Tolga varken de benimle ilgilenen erkekler olurdu. Ancak ne yalan söylemeli, Ben bu tip durumlarla pek ilgilenmezdim. Gururum okşanmasına rağmen, karşılık vermezdim. Evlilikte sadakate inanırdım. Şimdi tüm olanları düşündükçe, bunu hak edecek ne yaptım, diye üzülmekten kendimi alamıyor, içten içe Tolga’ya büyük bir öfke duyuyordu.
– “Hey, ne düşünüyorsun böyle arpacı kumrusu gibi?”
Piraye’nin geldiğini fark etmeyen Ben birden düşüncelerimden uzaklaştım ve ayağa kalkıp arkadaşıma sarıldım. Piraye’yi epeydir görmemiştim ve onu ne kadar özlemiş olduğumu fark etmiştim. Ceketini sandalyenin arkasına geçiren Piraye arkasına yaslandı ve gülümseyerek Bana bakmaya başladı. Gerçekten çok şık giyinmişti ve kendinden son derece memnun bir hali vardı.
Onu tepeden tırnağa şöyle bir gözden geçirince, ne kadar seksi giyindiğini fark ettim. Kısacık siyah bir etek; seksi ince topuklu rugan ayakkabılar; beyaz, göbeği açıkta bırakan, hafif göğüs dekolteli bir body ve siyah bir ceket. Piraye bir reklam ajansında çalışıyordu ve reklamcılık camiasında insanlar kesinlikle finans dünyasındakiler gibi giyinmiyorlardı. Fakat yine de Ben merakıma engel olamadım:
– “Söylesene Piraye, bu giysilerle nasıl rahat çalışabiliyorsun? Hiç bir şey yapmasalar, akşama kadar seni bakışlarıyla taciz ediyorlardır.”
– “Kızım önemli olan kimin beni istediği değil, benim kimi istediğim. İsteyen istediği kadar baksın. İpler her zaman benim elimdedir.”
İşte tam boşandıktan sonraki Piraye yaklaşımı. Hep vamp, hep kararlı, kendinden emin. Daha sonra. Yemeklerini yerken….
– “Son zamanlarda var mı birisi hayatında? Hani bir çocuk vardı epeydir sana kur yapan. Ne oldu o?”
– “Metin mi? Benimle bir ay filan çıktı. Aslında çok iyi biriydi. Ama pek bana göre değildi. Onun niyeti ciddiydi, hani neredeyse evlenme filan teklif edecekti. Yine de ondan hoşlanmıştım. İyi vakit geçirmiştik, yatakta da gayet ateşliydi. Ha ha ha…”
– “Çok ayıp. Hem umut verip, hem de onu terk mi ettin?”
– “Evlenecek değildim ya! Çok bile dayandım. Adam resmen gelip benim evimde yaşamaya kalktı. Her şeyimle ilgileniyordu. Evi topluyordu, bana yemekler pişiriyordu. Hatta dolaplarımı filan düzeltiyordu. Resmen âşıktı bana. Biraz benim de hoşuma gitti bunlar. Birinin seni kollaması, hayatını kolaylaştırması hoş bişey. Fakat sınırı belirlemek lazım. Ben de ona uysam, hemen roller değişir, kendimi sahiplenmeye, her şeye karışmaya başlardı. ‘Bak Metin’ dedim, ‘Benim kötü bir huyum var. Âşık olamıyorum. Ve insanlardan çabucak sıkılıyorum. Benimle uzun bir ilişki yaşayamazsın. Böyle devam edemeyiz. En iyisi yol yakınken ayrılalım. Senden gerçekten hoşlandım. Arada sırada yine buluşup, bir şeyler yaparız. Hem böylesi daha güzel olur.’ Ve ayrıldık. Sonradan da bir iki defa buluştuk gerçekten. Bir gece onun evinde bile kaldım. Şimdi sanırım birisiyle çıkmaya başladı. Aramıyor. Onun için sevindim.”
– “Ne zamana kadar böyle yaşayacaksın? Hep kaçan, hep kendini sakınan, yalnız kadın olmaya devam edeceksin?”
– “Her zaman. En azından şimdiki ben olduğum sürece. Gördüm işte beraberliğin seni ne hale getirdiğini. Adama güvendin, her şeyini ona verdin, o da gitti personeldeki kızla yattı.”
– “Böyle söyleme. Henüz çok yeni her şey. Çok kırgınım.”
– “Seni üzmek için değil, gerçekleri gör diye böyle konuşuyorum. Artık boşanır mısın, ayrı mı yaşarsın, ne yaparsın bilmem. Ama lütfen Tolga’yı biraz aklından çıkar. Gençsin, güzelsin, hayatını yaşa. Gör bak, kendini nasıl özgür, nasıl güçlü hissedeceksin.”
– “Kolay değil Piraye. Bunca yıldır biriyleyim. Ondan önce çıktığım çocuğun yüzünü bile hatırlamıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Hemen boşanma davası filan açmak istemiyorum. Boşanmak isteyip istemediğime emin değilim. Her şeyin bir açıklaması olmalı. Neden böyle yaptı, nerede hata yaptık?”
– “Hiçbir yerde. Ya da baştan hataydı hepsi. Tüm evlilikler böyledir Ben. Tolga’ya çok kızmıyorum ben. O sadece cesur davrandı. Seninle sevişirken hoşuma giden kızları becerdiği fanteziler kurmadı. Gitti, gerçekten becerdi. Kız güzel mi bari?”
– “Evet, güzel. Şirketteki erkeklerin hepsi ona bayılıyorlar. Off Piraye, hiç aklımdan çıkmıyor. Nasıl da öpüşüyorlardı. Sanki hayatında ben hiç olmamışım, yıllardır sevgililermiş gibi. Düşündükçe kahroluyorum. Üstelik o da evli. Hem de çok yeni evlendi. Kocası da Tolga’dan hem daha yakışıklı, hem de zengin biri.”
– “İlginç. Kız belki de nemfomanyaktır. Yine de şaşırmıyorum, bu işler böyle işte. Kendine işkence edip durmasana! İntikam istiyorsan, sen de git onun kocasıyla yat.”
– “Daha neler? Olacak şey mi bu?”
– “Neden olmasın? Baksana adam da yakışıklıymış. Bir taşla iki kuş!”
– “Anlaşıldı, senin niyetin dalga geçmek.”
– “Ne münasebet! Gayet ciddiyim. Çaktırmadan bak, şu çaprazımızdaki masadaki adamlar yarım saattir bizi kesiyorlar. Bence hoş tipler. Ne dersin, bir şans verelim mi?”
– “Nasıl yani, ne diyorsun sen şimdi? Tanımadığımız adamlara ne şansı verecekmişiz?”
– “Kendilerini gösterme şansı. Bazen böyleleri acayip iyi çıkar.”
– “İnanmıyorum sana Piraye. Sen şimdi bana daha önceden böyle yabancılarla birlikte olduğunu mu söylüyorsun?”
– “Biri-iki maceram oldu. Ne var ki bunda, adı üstünde macera işte! En fazla ne kaybedersin? Merak etme, her önüme gelenle birlikte olmuyorum. Acayip seçiciyim. Korkma, kimin ne olduğumu anlarım. Bunlardan zarar gelmez bize.”
– “Şaşırtıyorsun beni Piraye! Kusura bakma ama ben senin kadar hızlı değilim. Şurada yemek yiyip, dertleşelim dedik. Maceralarını ben yokken yaşa.”
– “Tamam, tamam, kızma hemen. Nasıl istersen. Göreceksin hak vereceksin bana zamanla. Tamam, seni yönlendirmeye çalışmayacağım. İstediğin gibi düşün, kararlarını kendin ver. Senden tek istediğim Tolga’yı aklına takmaman. Bir de hemen yarın eşyalarımı toplayıp bana taşınman. Şu an sana en son gereken şey yalnız kalmak.”
– “Sanırım haklısın. Biraz değişiklik bana iyi gelir. Hem eski günlerdeki gibi eğleniriz. Kız kıza…”
Böylece hemen ertesi sabah Piraye’nin evine yerleştim. Artık işime oradan gidip geliyor, kimseye de Tolga’dan ayrı yaşadığımı söylemiyordum. Aileme bile durumu bildirmemiştim onların bitmek tükenmek bilmeyecek sorularına, yorumlarına katlanacak gücüm yoktu. Evden ayrılışımın üzerinden bir hafta kadar geçmişti ki, Tolga aradı bir akşam. – “Sesi mutsuz ve yorgun geliyor” diye düşündüm. Terk edildiği için mutsuz olması hoşuma gitmişti. Fakat neden yorgundu? Geceler boyu Beni düşünmekten mi yorulmuştu? Belki de yokluğumu fırsat bilip Miray’la sürekli birlikte oluyordu. Bu yüzden yorgun olamaz mıydı?
– “Kusura bakma Tolga. Seninle konuşmak istemiyorum. Sana çok kızgınım ve kırgınım.”
– “Dinle beni Sonay. Bir hata yaptım. İnkâr etmiyorum. Bir hataydı işte, anla lütfen. Ne olur yüz yüze konuşalım. Hatamı telafi etmek istiyorum.”
– “Demek kabul ediyorsun beni aldattığını. Güzel. Seni böyle kolay affedeceğimi nereden çıkarıyorsun? İnanmıyorum sana Tolga. Bu kadar basit mi her şey? Günlerdir soruyorum kendime, neden, neden… Neden aldattın beni? Neyimiz eksikti? Neyini tatmin edemedim senin?”
– “Sonay, yanlış şeyler düşünüyorsun. İnan bana, her şey benim hatam değildi.”
– “Ne demek şimdi bu? Ne anlatmak istiyorsun?”
– “Seni aldatmayı hiç düşünmedim. Bunca yıldır. İnan bana. Her şey çok ani oldu.”
– “Söylesene Tolga, ne zaman başladınız Miray’la kırıştırmaya? Nasıl bu kadar ilerlettiniz muhabbeti?
– “Bana inanmayacağını biliyorum ama olanlar benim suçum değildi. En azından büyük bir kısmı. Sen Kayseri’ye gitmeden 1 hafta kadar önce bir akşam sana sürpriz yapmak için ofisinize gelmiştim. Kapıdaki güvenlikçi beni tanıdığından içeri girmeme izin verdi. Sizin katta kimse yoktu. O saatte çıkmış olamazdın. Sekretere sordum. Ofis çalışanlarının katıldığı bir yemeğe gittiğini söyledi. Önce Erman Bey’le bir müşteriye uğrayıp, oradan da yemeğe katılacakmışsınız. Çaktırmadım ama biraz sinirlendim. O Erman Bey’in öteden beri sana asıldığını biliyorum…”
– “Dur bir dakika. Erman Bey evli bir adam ve bana asılmıyor.”
– “Sen öyle san. Kaç defa fark ettim sana nasıl baktığını. Neyse, işte onunla çıktığını öğrenince epey bozuldum. Sürprizim de mahvolmuştu. Çıkıp eve gitmeye hazırlanıyordum ki, onu gördüm.”
– “Miray’ı?”
– “Evet. Düğünden tanışıklığımız olduğundan merhabalaştık. Havadan sudan biraz konuştuktan sonra bana benim de yemeğe mi katılacağımı sordu. Katılmayacağımı, aslında bundan haberim de olmadığını söyledim. Onun eşi de bir iş yemeğine gidecekmiş. O zaman biz de yalnız yemeyelim, birlikte yemeğe çıkalım dedi. Kabul ettim. Dediğim gibi sana da kırılmıştım. Miray’la bir akşam yemeği yiyerek intikamımı almış olacaktım. Bunu da sana sen Erman Bey’le gittiğin yemeği anlatana kadar söylemeyecektim.”
O yemeği tamamen unutmuşum.
-“Tolga bu kıskançlığın aptalca. Erman Bey şirketin genel müdür yardımcısı. Ben de ürün müdürüyüm. İş dışında aramızda hiçbir şey olmadı ve olamaz da.”
– “Her neyse. İşte o akşam Miray’la yemeğe çıktık. Hafif bir yemek yedik ama o nedense gereğinden çok içti. Kısa sürede çakırkeyif oldu ve bana hiç beklemediğim şeyler anlatmaya başladı. Eşi İzak’la evleneli henüz 2-3 ay olmuştu ve bu süre zarfında İzak ona neredeyse hiç yaklaşmamıştı. Bir iki kez başarısızlıkla sonuçlanan girişimden sonra seks yapmayı denemeyi tamamen bırakmışlardı. Evlenmeden önce de hiç sevişmemişlerdi. Miray bana bakire olmadığını, evlenmeden önce oldukça hızlı bir hayat yaşadığını söyledi. Bu durumda kocasıyla olan problemin sorumlusu kendisi değilmiş, vb. Bu tarzda bir sürü şey anlattı.”
– “Maşallah. Pek açık sözlüymüş.”
– – “Ben de çok şaşırmıştım. İnan bana ona hiç çanak tutmadım. Hatta sarhoş olduğunu anlayınca artık onu evine bırakmayı teklif ettim. Sonra da evine bıraktım.”
– “O gece birlikte olmadınız mı yani? Bu kadar muhabbetten sonra?”
– “Hayır, ne münasebet! Sonraki 1 hafta içinde beni 1 kez telefonla aradı işyerinden. O gece fazla içtiğini, dertleşmeye ihtiyacı olduğunu, bu yüzden bana açıldığını, kendisini herkesle yüzgöz olan biri olarak görmemi istemediğini filan söyledi. Senin Kayseri’ye gittiğin gün beni yine aradı. Senin iş için Kayseri’ye gittiğini bildiğini, kendisinin de o akşam yalnız olduğunu, istersem 1 hafta önceki yemeğin rövanşını yapabileceğimizi, bu sefer içmeyeceğini söyledi. Epey tereddüt ettim ama sonunda kabul ettim.”
– “Neden? Kızın niyeti gayet açık değil mi? Sana resmen asılmış!”
– – “Bu tip olaylara alışık olmadığım için tavırlarını yorumlayamadım. Yemekten bir şey olmaz dedim.”
– “Kabul et, Tolga. Miray güzel bir kadın. Onun sana kur yapması hoşuna gitti!”
– “Emin değilim, olabilir belki de. Her neyse. O akşam Profilo’daki bowling salonuna gittik. Bowling oynadık ve hamburger yedik. 1 hafta öncekinin tersine bu kez özel şeylerden bahsetmedi ve çok neşeliydi. Onu evine bıraktım. Ertesi akşam işten erken döndüm. Senin o gece geleceğini bilmiyordum. Televizyon seyredip, biraz kitap okumayı düşünüyordum. Saat 7,5 gibi kapı çaldı. Miray gelmişti. Çok şaşırmıştım. Bana adresi şirketten aldığını söyledi. Canının çok sıkıldığını, benimle bir kahve içmek istediğini söyledi. Henüz 5-10 dakika oturmuştuk ki, ansızın benimle sevişmek istediğini söyledi.
Kaç zamandır cinsel açlık çektiğini, çok güzel bir kadın olduğu için istediğiyle birlikte olabileceğini fakat asla böyle bir şey düşünmediğini, ama benden çok etkilendiğini anlattı. Ayrıca kocasının ilgisizliği yüzünden kendinden de şüpheye düştüğünü ve kendine olan güvenini yeniden kazanmak istediğinden söz etti. Bir yandan da soyunuyordu. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Sen de biliyorsun Sonay, o güzel bir kadın ve karşımda soyunup, benimle sevişmek istediğini söyleyince karşı koymam çok zordu.”
– “Ama imkânsız değildi. Ah erkekler. Hepiniz aynısınız. Neden onu kapı dışarı edip, her kuşun etinin yenmeyeceğini söylemedin?”
– “Yapamadım. Çok üzgünüm.”
– “Peki, hala birlikte oluyor musunuz?”
– “Hayır. O gece ilk ve tekti. Yemin ederim anla beni. Seni seviyorum. Dön artık evimize.”
– “Her şeyi anlattığın için seni affedeceğimi mi sanıyorsun Tolga? Olanları sindirmem kolay değil. Zaman gerekir. Belki zaman da yetmeyebilir. Ama şu an eve dönmeye niyetim yok. Bu anlattıklarından sonra senin ne kadar zayıf ve iradesiz olduğunu düşünmeye başladım. Dönemem.”
– “Peki. Sen bilirsin. Sana istediğin kadar zaman veriyorum. İyice düşün. Birlikte yaşadıklarımızı, güzel günlerimizi düşün. Her insan hata yapabilir Sonay. Affedebilmek erdemdir. Seni zorlamak istemiyorum. Kararını kendi kendine ver. Senden ricam o Piraye şıllığından akıl alma sakın.”
– “Ne demek şimdi bu? Ne biçim konuşuyorsun?”
– “Piraye’nin ne mal olduğunu gayet iyi biliyorum. Onu da uzun zamandır tanıyorum. Hakan’la ilişkilerinin nasıl bittiğini sen benden iyi bilirsin.”
– “İkisi de hatalıydı.”
– – “Bence suç %80 Piraye’deydi. Neyse. Ona güvenmiyorum ve onun bizim ilişkimiz hakkında fikir beyan etmesini, sana akıl öğretmesini istemiyorum. Bir süre kendini dinle. İnanıyorum sonunda bana hak vereceksin ve evimize döneceksin. O zamana dek bekleyeceğim seni Sonay.”
Ve böylece bitti telefon görüşmesi. Altüst olmuştum. Miray resmen kocamı baştan çıkarmıştı. Tolga da büyük zafiyet göstermiş, bunca yıllık sadakatinin belki de aldatma fırsatı çıkmamasından kaynaklandığını kanıtlamıştı. Bütün bunlara inanamıyordum. Akşama Piraye’yle her şeyi konuşmak istiyordum. O erkekleri daha iyi tanıyordu şüphesiz. Hem Tolga’ya bu konuda hiçbir söz vermemiştim. Tolga’yla yapmış olduğum konuşmayı tüm ayrıntılarıyla dinleyen Piraye fazla bir yorum yapmadı.
– “İyi o zaman, dinle kendini. Bu arada biz de eski günlerdeki gibi kız kıza eğlenelim”, dedi.

DEVAMI VAR

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir